Uzaydan bakıldığında bir dikdörtgene benzeyen Türkiye topraklarının yüzölçümü 814.578 km²dir ve Türkiye, İran dışında bütün komşularından ve Rusya Federasyonu dışında tüm Avrupa ülkelerinden daha geniş topraklara sahiptir.
Nüfus bakımından ise Türkiye (yaklaşık 73 milyon), Almanya’nın ardından Avrupa’nın ikinci büyük ülkesidir.
Türkiye’nin kara sınırlarının uzunluğu 2.875 km, deniz sınırlarının uzunluğu 8.333 km; genişliği yaklaşık 550 km, uzunluğu 1.500 km kadardır.
36-42 derece Kuzey enlemleri, 26-45 derece Doğu boylamları arasında yer almakta ve doğusu ile batısı arasında 76 dakikalık zaman farkı bulunmaktadır.
Jeopolitik konumuyla Dünya’nın en stratejik ülkelerinden biri olan Türkiye, “Eski Dünya Karaları denilen Asya, Avrupa ve Afrika kıtalarının kesişme noktasındadır. Doğu ve Batı uygarlıkları arasında olduğu gibi, tüm dinler arasında da tek köprüdür.
Türkiye, üç tarafını çeviren Karadeniz, Akdeniz ve Ege deniziyle okyanuslara bağlanır. Tüm dünya ile komşu gibidir ve tarih boyunca büyük göç ve ticaret yollarının merkezi olmuştur. İstanbul ve Çanakkale boğazları aracılığıyla Karadeniz, Dünya’ya açılmakta ve bir iç deniz olan Marmara’dan çok önemli su yolları geçmektedir. Doğuda Gürcistan, Ermenistan, Nahçıvan ve İran; batıda Bulgaristan ve Yunanistan; güneyde Suriye ve Irak ile komşudur.
Birleşmiş Milletler, Avrupa Konseyi, Kuzey Atlantik Antlaşması Örgütü (NATO), Ekonomik İş Birliği ve Kalkınma Örgütü (OECD), Avrupa Güvenlik ve İş Birliği Teşkilatı (AGİT) , Dünya Ticaret Örgütü (DTÖ) , İslam Konferansı Örgütü (İKÖ), Karadeniz Ekonomik İş Birliği Örgütü (KEİ), Ekonomik İş Birliği Teşkilatı (EİT) gibi çeşitli kuruluşlara üye olan Türkiye, aynı zamanda AB ile üyelik müzakerelerine başlamıştır.
Türkiye adının kökeni
Bilim adamları ve araştırmacılar Türkiye sözcüğünün İtalyanca’dan geldiğini kabul ederler. Tarihçi İlber Ortaylı bir makalesinde Cenevizli ve Venedikli tüccar ve diplomatların, 12. yüzyılda, Türkiye’yi Turchia ve Turmenia olarak tanımladıklarını belirtir. Ayrıca, Türkiye adı ilk defa 1190’da bir yazılı kaynakta, Haçlı Seferi vak’ayinamesinde geçmektedir. Abdulhaluk Çay ise Turchia tanımını çok daha gerilere götürür ve Turchia tabirine ilk defa 6. yüzyılda Bizans kaynaklarında rastlandığını belirtir ve şöyle der “Bu tabir 9. ve 10. yüzyıllarda İdil/Volga Nehri’nden Orta Avrupa’ya kadar uzanan saha için kullanılmıştır. Bu kullanımın Kafkasya bölgesinde Hazar Kağanlığı için Doğu Türkiye’si, Arpad Hanedanı’nın kurduğu Macar Devleti için Batı Türkiyesi şeklinde olduğunu ve aynı tabirin 12. yüzyıldan itibaren Anadolu için kullanıldığını belirtir. Tarihte 13-14. yüzyıllarda Mısır Memlukları de Türkiye adını kullanmışlardı: ed-devlet üt Türkiya (1250-1387). Türkçedeki kelime anlamı ise Türk ve İye (ait) kelimelerinin birleşmesi ile oluşan Türkiye kelimesidir.
Osmanlı Devleti’nde, 19. yüzyıla kadar Türkiye adı kullanılmadı; Devlet-i Âliyye, Devlet-i Osmaniye, Memalik-i Şahane, Diyar-ı Rum adları kullanıldı. Daha sonra, Genç Osmanlılar arasında Osmaniye yerine Türkistan, Türkeli, Türkili gibi adlar önerildiyse de, Orta Asya’da Türkistan adlı bir devlet olduğundan bu benimsenmedi. Anayasada (1921) “Türkiye” adı yazıldı ve 1923’de Türkiye adı resmi olarak kabul edildi.
Türkiye Cumhuriyeti’nin 29 Ekim 1923’ten 1 Kasım 1928’e kadarki isminin yazılışı Osmanlı Türkçesi ile توركيه جمهوريت şeklindedir . 1 Kasım 1928 tarihinde 1353 sayılı “Yeni Türk harflerinin kabul ve tatbiki hakkında Kanun”un kabul edilmesi ile yazılış bugünkü halini almıştır.
Yönetim Biçimi
Türkiye’nin yönetim biçimi Cumhuriyet’tir. Türkiye Cumhuriyeti Mustafa Kemal Atatürk tarafından 1923’te kurulmuştur. Resmi dili Türkçe’dir.
Türkiye Avrupa Birliği üyeliğine adaydır.
Yönetim biçimi Cumhuriyet olan Türkiye Cumhuriyeti, Mustafa Kemal önderliğinde 1923’te kurulmuştur. Resmi dili Türkçe’dir. Demokratik, laik, sosyal bir hukuk devleti yönetim anlayışı vardır. Kuvvetler ayrılığı esası vardır. Yasama işlerini Türkiye Büyük Millet Meclisi, yürütme işlerini Hükumet, yargı işlerini ise bağımsız mahkemeler yapar. Türkiye’de 1923’te cumhuriyetin ilanı ile devlet başkanı, cumhurbaşkanı sıfatını almıştır. Cumhurbaşkanı devletin başı ve başkomutandır. Bu sıfatla Türkiye Cumhuriyeti’ni ve Türk Milleti’nin birliğini temsil eder. Anayasanın uygulanmasını, devlet organlarının düzenli ve uyumlu çalışmasını gözetir.
Türkiye Büyük Millet Meclisi (TBMM) (Kuruluş: 23 Nisan 1920). Türkiye Cumhuriyeti’nin yasama organıdır. Halk tarafından her 4 yılda bir yapılan seçimler ile belirlenen milletvekilleri, TBMM çatısı altında yasama görevini yerine getirmek üzere kanunları belirler. TBMM’ye 550 milletvekili seçilmektedir.
Türkiye Cumhuriyeti’nde yürütmenin başı olan başbakan, Bakanlar Kurulu’na başkanlık eder, hükümeti ve icraatlarını yönetir. Türkiye Cumhuriyeti’nde her 4 yılda bir genel seçimle oluşan Meclis tarafından Başbakan, 4 yıl süre ile seçilir.
Cumhuriyet Halk Partisi (CHP), 9 Eylül 1923’te Mustafa Kemal Atatürk tarafından kurulmuş olan, Türkiye’nin ilk siyasi partisidir. Atatürk zamanında merkezde bir çizgi takip ederken, çok partili düzene geçişle birlikte ortanın soluna doğru kaymıştır. 1927 yılında “Cumhuriyetçilik”, “Halkçılık”, “Milliyetçilik”, ve “Laiklik” ilkelerini tüzüğüne ekledi. 1935 yılındaki kurultayda daha önceki dört ilkeye “Devletçilik” ve ‘”Devrimcilik” ilkeleri de eklenerek ilkeler altıya çıkarıldı ve partinin adı “Cumhuriyet Halk Fırkası” oldu.
Türkiye tarihi

Ana madde: Türkiye tarihi Türkiye Cumhuriyeti, Atatürk ve silah arkadaşları tarafından, İstiklal Savaşı’nın kazanılması ile, 1. Dünya Savaşı’ndan yenik çıkmış ve savaşı kazanan devletlerce paylaşılmış Osmanlı İmparatorluğu’nun Anadolu ve Trakya’da kalan toprakları üzerine kurulmuştur. İstiklal Harbi, Misak-ı Milli sınırları içinde ülke bütünlüğünü korumak, milli egemenliğe dayalı, tam bağımsız yeni bir Türk devleti kurmak için tüm milletçe girişilen, çok cepheli bir savaştır.
Kurtuluş Savaşı’nda düşmana karşı koyan, ülkenin direniş örgütlenmeleri ve güçleri olan milli güçler, Osmanlı’nın son ordusu ile Kurtuluş Savaşı milis ve gönüllülerinden oluşan Kuvayı Milliye’dir.
Kuvayı Milliye, ülkenin dört bir yanının Yunan, İngiliz, Fransız, İtalyan birliklerince ele geçirildiği, Mondros Mütarekesi ile ülkeye ağır koşulların dayatıldığı, Osmanlı ordusunun silahlarının alınıp dağıtıldığı, her şeyin bitti sanıldığı günlerde, milletin tepkisi olarak doğan bir halk direnişidir.
12 Haziran 1919’da Havza’dan Amasya’ya gelen Mustafa Kemal Paşa buradan yayımladığı bildiri ile ülkenin içine düştüğü durumu açıklıkla saptıyor, çözümün bütün güçlerin birleşmesinden geçtiğini vurguluyordu. Mustafa Kemal Amasya’da Anadolu ve Rumeli’de kurulan Müdafaa-i Hukuk Dernekleri’ni birleştirme, kongreler yaparak tüm milletin kesin kararına dayalı yeni bir yönetim kurma amacıyla Amasya Tamimi’ni hazırlamıştır.
Bu tamim milli egemenliğe dayalı yeni Türk devletinin kurulması yolunda atılan ilk adımdır. Milletin teşkilatlandırma ve mücadele yöntemleri belirginleşmiştir. Milli Egemenlik ve milli bağımsızlık fikri ilk kez ortaya atılmıştır.
8 Temmuz’da İstanbul’a görevinden ve askerlikten ayrıldığını bildirerek, Osmanlı Hükumeti ile tüm ilişkilerini sona erdiren Mustafa Kemal ertesi gün Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti Erzurum Şubesi’nin başkanlığına seçildi. 23 Temmuz 1919’da Mustafa Kemal’in başkanlığında toplanan Erzurum Kongresi’nde alınan karar;
Milli sınırlar içinde vatan bir bütündür, bölünemez
Milli direnişi oluşturmada ikinci büyük adım olan ve 4-11 Eylül 1919 tarihinde yapılan Sivas Kongresi’nde Mustafa Kemal Anadolu ve Rumeli Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti’nin başkanı olarak seçilerek Milli Kurtuluş Savaşı’nın yetkili lideri haline gelmiştir.
27 Aralık 1919’da Ankara’ya gelen Mustafa Kemal Ankara’yı Anadolu’daki direniş hareketinin merkezi olarak seçmiştir.
İstanbul’un işgalinden üç gün sonra, Atatürk ünlü 19 Mart 1920 tarihli bildiriyi yayımlayarak, olağanüstü yetkiler taşıyan bir meclisin Ankara’da toplanacağını bildirerek Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluş temellerinin Ankara’da atılmasını sağladı.
Atatürk 21 Nisan’da yayımladığı ikinci bir bildiri ile, Meclis’in 23 Nisan günü toplanacağını ve açılış töreninin nasıl yapılacağını duyurdu.
TBMM, 24 Nisan 1920 günü yaptığı ikinci toplantısında Mustafa Kemal’i (Atatürk), başkanlığa seçti. Mustafa Kemal, kendi öncülüğünde kurulan TBMM’nin başkanlığını Cumhurbaşkanı seçildiği gün olan 29 Ekim 1923 tarihine kadar sürdürdü.












